|
|
#1 | |||||
|
Er
|
Bağımsızlık Ateşi
“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” sözünün unutulduğu ve unutturulmaya çalışıldığı, açılımlarla halkın bölünüp parçalandığı, bağımsızlığımızın simgesi İstiklal Marşı ve andımızın kaldırılmak istendiği, irtica ve terörün yüce meclisimizde kol gezdiği, milli değerlerden, Atatürk ilke ve devrimlerinden, bölünmez bütünlük ilkesinden, tam bağımsızlıktan uzaklaşıldığı her geçen gün umutların tükenmeye başladığı ve ampuller sayesinde karamsarlığın bütün yurda yayıldığı bir ülkeden herkese MERHABA!
Yurdun tamamına yakınının yakılıp yıkıldığı, toprağa dayalı gelirlerin sıfıra düştüğü, yoksulluğun ve fakirliğin tavan yaptığı, yetişmiş eleman sıkıntısının olduğu,batık bir imparatorluğun borçlarının üstlenilerek yeni bir ulusal devletin kurulduğu bir dönemde; kapitülasyonlar kaldırılarak, duyunu umumiyeye son verilerek, aşar vergisi kaldırılarak, bütün halkı kapsayan bir vergi yasası yapılarak, tekelciliğe karşı mücadele edilerek bir yandan da her şeyini yabancılara satan batık imparatorlğun sattıklarını teker teker satın alarak, sıfır sermaye ile fabrikalar, işletmeler kuran bir devlet hayal edin… Nasıl olurda bu devlet vergi yükünü hafifleterek köylüsünü, çiftçisini hızlı bir şekilde kalkındırır? Tarımın bilimsel anlamda yapılmasını sağlamak için nasıl olurda çiftçisini eğitebilir? Sermayenin olmadığı bir durumda bunun için nasıl para harcayabilir? Topraksız köylüye bedava toprak vererek, vergi almayarak toprak gelirinin %0 olduğu bir zamanda, tarımda beş yıl içerisinde nasıl %16.2 lik bir büyüme gösterebilir? Dışa bağımlı olmaktan kurtulmak için nasıl hızlı bir şekilde sanayileşebilir? Yerli sanayiciyi nasıl geliştirmeyi amaçlayabilir? Bunları bir yana bırakalım bizim 21.yüzyılın başlarında yapamadıklarımızı onlar 20. yüzyılın başlarında nasıl yapabildiler? Bizim şuan ki teknoloji ile çıkaramadığımız madenleri, kullanmadığımız o rezervleri çıkarmak, onları bulmak ve yabancı tekelinden korumak için Maden Tetnik Araştırma Enstitüsü’nün kurulduğu, ağır sanayinin kurulduğu hızlıca sanayileşildiği, dünya ekonomisinde en hızlı büyüyen 2. ekonomi nasıl olabilir? Demir yollarının tamamına yakının yabancılarda olduğu bir durumda beş yıl içerisinde nasıl onlardan satın alabilir demir yollarını? Nasıl demir yolu yapımına hız verebilir? Devlet demir yollarını nasıl kurabilir? Nasıl o yokluk içinde karayolu yapımı başlatabilir? Nasıl 1936 da İstanbul-Ankara arasında düzenli uçuşları sağlayabilir? Hava yollarını nasıl kurabilir? Bankacılığa nasıl el atabilir?İş Bankası’nı nasıl kurabilir? Bütün halk fakir, yoksul iken yokluk ülkede hüküm sürerken gelişerek yurdun dört bir yanında nasıl sanayileşme anlamında yatırımlar yapabilir? Avrupa’nın bir çok gelişmiş ülkesinin 1960lardan sonra kadınlara seçme seçilme hakkı verdiğini hatırladığımızda; Atatürk kadınlarımızın dışlanılıp ikinci sınıf insan muamelesi gördüğü bir dönemde nasıl her şeye rağmen 1930lar da Türk Kadınına dünya kadınlarından önce seçme ve seçilme hakkı verebilir? Nasıl başarabilir bunu? Ümmet toplumundan nasıl ulus toplum oluşturabilir? Eğitimde harf devrimi ile, öğretim birliği kanunu ile, tarihimizi sıfırdan yazarak, matematikte, geometride kitaplar yazarak, Türkçemize yeni kelimeler ekleyerek %95i eğitimsiz ve cahil olan bir toplumdan nasıl bütün dünyanın saygı duyduğu saygın bir toplum oluşturabilir? Nasıl TAM BAĞIMSIZ BİR TÜRKİYE KURABİLİR ? NASIL? NASIL? NASIL? Bir lider düşünün ki: ” Tek ümidim gençliktedir” demiş olsun. Düşündüğünüz bu lider sıfırdan, batan bir imparatorluğun küllerinden kurmuş olduğu ulusal devleti ve rejimini ilk önce ülkesinin silahlı kuvvetlerine sonrada gençliğine emanet etmiş olsun. Fakat bu liderin işaret ettiği üzere içerideki ve dışarıdaki düşmanlar gençliği öldürebileceklerini fakat asla zincirleyemeyecekleri gerçeğini bilmiyormuş gibi gençlik üzerinde yoğunlaşıp onu ele geçirmeye, psikolojik savaşla korkutarak, yıldırma ve etkisiz hale getirme çabasında her defasında başarısız olan bu düşmanların icabına bakan bir gençlik düşünün. O gençler yerinde siz olsanız ne yapardınız? Cevap basit öyle değil mi? Onların yaptığı gibi onlara çok güvenen önderlerinin Bursa Nutku’nda dediği gibi hareket ederdiniz. O liderin Gençliğe Hitabe’siyle içinizdeki yenilikçi ruh daha da kuvvetlenir, coşar ve sınır tanımaz bir hal alırdı değil mi? Bir gün kurtuluş savaşı yıllarında Amerikalı bayan bir gazeteci bu düşündüğümüz ulu öndere sorar : ”İşlerinizde nasıl başarılı oluyorsunuz?” O düşündüğümüz ulu önderde öyle güzel bir cevap verir ki: “Ben bir işte nasıl başarılı olacağımı düşünmem. O işe neler engel olur diye düşünürüm” der.Sizde o lider gibi engelleri bir bir tespit edip önünüze konan her taşa aldırış etmeden o engelleri ortadan kaldırmak için var gücünüzle mücadele ederdiniz değil mi ? Hem de etrafınızdakilerin “Ülkeyi sen mi kurtaracaksın!” gibi umut ve inanç kırıcı sözlerine kulak asmaksızın yolunuza emin adımlarla devam ederdiniz değil mi ? Çünkü bilirdiniz ki; Kurtuluş çarelerinin arandığı, savaşlar verildiği o milli mücadele yıllarında bütün azınlıkların emperyalistlerle birleştiği (Ermenilerin Ruslarla, Rumların Yunanla ve doğal olarak da İngilizlerle), başkentin işgal altında olduğu, padişahın soysuzlaşıp düşmanlarla işbirliği yaptığı, manda ve himayeyi savunan bir aydın topluluğunun olduğu, uzun süren savaşlar neticesinde ülkesi karış karış paylaşılan, yorgun ve bitkin olan, vatanını savunmak için elinde silahı olmayan, ayağında giyecek ayakkabısı bulunmayan, üstünde askeri üniforması bile olmayan, harp sanatını bilmeyen ve harp sanatını da öğrenmek için yeterli zamanı bulunmayan, yaralandığında onu tedavi edecek bir doktorun olmamasının yanı sıra ailesiyle hasret gidermek için mektup yazdıracağı kimsenin olmadığı, halkın %95 inin okuma yazma bilmediği bir durumda bu millet (birilerinin sandığa gömüldüğü yerde) Yunanlıları İzmir’de denize dökmedi mi ? İngilizleri yanına işbirlikçi Vahdettin’i de koyarak geldikleri gibi göndermedi mi? Atalarımız bunca yokluk ve sıkıntıya rağmen sıfırdan bağımsız, şanımıza yakışır ulusal bir devlet kurmuş iken biz bu varlıklar içinde neler yapamayız? Gene düşünmeye devam edelim. Düşündüğümüz o lider bir gün bir okulu ziyarete gider. O lideri gören bütün çocuklar o kadar çok sevinirler ki hemen etrafında çember oluşturur ona sarılırlar. Ama bir çocuk vardır ki bir köşeye çekilip ağlamaya başlar. O lider hemen bu durumu görür ve ağlayan, mutsuz olan o çocuğun yanına gidip “Çocuğum neyin var?”der. Çocuk: “Paşam, geldin gördük seni. Mutlu olduk ama bir daha seni ne zaman göreceğiz?” der. Çocuğun bu sözlerden çok duygulanan ulu önder: “Ey Türk çocukları ne zaman beni görmek isterseniz o zaman aynaya bakın. Siz benim bir parçamsınız bende sizin bir parçanızım.” der. Öyleyse bütün Türk Gençliği bir araya gelelim.Toplanıp bütünleşelim ki yapboz tamamlansın.Mustafa Kemal’in ordusu yok oldu diyenlere karşı Mustafa Kemal’in neferleri olarak hep birlikte burada olduğumuzu ve her an göreve hazır olduğumuzu gösterelim. O düşündüğümüz mavi gözlü sarışın bir kurda benzeyen Ulu önder nasıl başardıysa Selanik’ten bağımsızlık ateşini yakmayı bizde “Tam Bağımsız Türkiye” sloganıyla yurdun dört bir köşesinden yakalım istiklal ateşini. O halde “YA İSTİKLAL, YAÖLÜM.” Özgür VİRLAN ozgurvirlan@hotmail.com |
|||||
|
|
|
|
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|