|
|
#1 | |||||
|
Er
|
Ulusçu Atatürk
Ulus: Ne ırka, ne coğrafya'ya, ne siyasete ne de kişisel isteğe bağlı bir topluluktur. Ulus, aralarında ortak bir dil bulunan, ortak geçmişe sahip olan, aynı tarihe sahip bireylerden oluşan topluluktur. Ulusçuluk ise; Ulusal kültürüne sahip çıkmak, ulusal benliği hâkim kılmak ve her alanda ulusal olmaktır.(Ekonomide, yaşam tarzında vb.) Din ve ırk ayrımından uzak, ortak yurttaşlık temelinde birleşmektir. Ulusçuluk, kimilerine göre sapkınlık iken, kimilerine göre de şovenizm ve faşizmin ta kendisi… Sizce hangisi doğru? Gelip geçici hükümetlere bağlı olmayıp, bu hükümetlerin çıkarlarına bağlı kalmayıp, vatana ve ulusa gönülden bağlı olmak mı, yoksa bir takım kişilerinde dediği gibi: " Ulusçuluğun özünde bölücülük vardır. Biz her türlüsüne karşıyız." söylemi mi? Doğru olan hangisi? Ulusçuluk davası siyasi bir dava olmadan önce ilme, ilmi unsurlara dayandırılmış bir hedef gaye demek değil miydi? Yoksa biz yanlış biliyoruz da ulu önderin sözlerini yanlış mı aktarıyoruz? Bu kavramı büyük bir tehlike olarak gören birçok insan barınmakta yurdumuzda. Anti ulusçu diye adlandırdığım bu kesim, ulusçu hisleri bastırmak ve hatta yok etmek için akla gelen tüm yolları deniyor.( Kimileri AB diyor, kimileri din diyor, kimileri üst kimlik-alt kimlik diyor, kimileri de insan hakları diyor.) Peki ya Atatürk bu konu hakkında ne diyor? "Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz; Cumhuriyetimizin dayanağı Türk toplumudur. Bu topluluğun fertleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa, o topluluğa dayanan Cumhuriyet de o kadar dolu olur." Ulu önder böylesine anlaşılır bir şekilde durumu açıklamışken, Cumhuriyet temelini güçlendirmenin ulusçuluktan geçtiğini belirtmişken, Atatürk’ün ulusçuluğuna karşı bu insanlar neden hala söylem ve davranışlarını Atatürk'ün arkasına sığınarak devam ettiriyorlar? Bu insanlara bazı şeyleri anlatmak için Galiyev gibi bir insan lazım olsa gerek. Bakın Sultan Galiyev ne diyor? " Milli hisler yok edilemez, sadece uyutulabilir. Sonra elbet bir gün tekrar gün yüzüne çıkar." Ne güzel bir söz değil mi? Anti ulusçular ne yaparlarsa yapsınlar yurttaşlarımızın ulusal benliğini yok edemezler, sadece ulusal benliği bir süreliğine gizletebilirler. Eğer gizletmeye, uyutmaya kalktıkları Türk milletinin ulusal his ve duyguları ise; Türk ulusu uykudan uyandığında öyle bir tokat atar ki bir daha doğrulamazlar… Bahsettiğim bu insanlar "Atatürkçüyüm!" diye geçiniyor ve birçok Kemalist’i bu düşünceler ile zehirliyor. Gelin biz de önderimizin bu konuya nasıl yaklaştığını öğrenelim ve ona göre yorum getirelim. Yani " Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayalım." Günümüzün en revaçtaki yaygarası: Ana dilde eğitim hakkı. Konuya şu soru ile giriş yapmak istiyorum. Böyle bir imtiyazın tanınması ulus içerisinde bölünmelere neden olmaz mı? Aynı ulusu oluşturan insanların birbirlerine karşı tavır almalarına neden olmaz mı? Diyelim ki “Hayır böyle olmaz.” dediniz. Peki, bu toplum nasıl anlaşacak, nasıl derdini anlatacak, nasıl konuşabilecek, nasıl yurdun dört bir köşesinde oturan yurttaşla diyalog kurabilecek? Sorularımın cevabını lütfen ulu önderin düşüncelerini okuduktan sonra verin. Gazi Paşa diyor ki : " Türk demek dil demektir. Ulus olmanın çok belirgin niteliklerinden birisi dildir. Türk milletindenim diyen insanlar her şeyden önce mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültüründen ve toplumundan olduğunu ileri sürerse, buna inanmak doğru değildir." Gündemimizde oldukça yer kaplayan başka bir moda söylentiye geçelim. Türklük kavramının demokratikleşme yolundaki en büyük sorunlardan birisi olduğu safsatasına değinelim. Birileri anayasadan bu kavramı çıkararak demokratikleşileceğine inanıyor. Kimisi halkların kardeşliği diyor, Türkiye halkı diyor kimisi Türkiye halklarını kucaklamaktan bahsediyor. Bugün bu söylemler PKK'nın söylemleri ile örtüşmüyor mu? Yahu bir ulusun içinde kaç ulus yaşar? Zaten bu söylemleri dile getiren zihniyetlerde bir ayrımcılık başlamamış mıdır? “Biz bir değiliz, aynı değiliz zaten.” diyerek de bunu açıkça ortaya dökmemişler midir? Bakın Gazi Paşa diyor ki; Türkiye Cumhuriyet'ini kuran Türkiye halkına Türk ulusu denir." Açıkça görülüyor ki Gazi Paşa ortak geçmişe, ortak kültür ve birlikteliğe sahip olan herkesi tek bir çatı altında toplamış, ırka, kana, kafatasına dayanmayan bir ulus devlet kurmuştur. Diğer bir sorun ise; Okulda, televizyon kanallarında, sokakta, her yerde ulusumuzu küçük görme ve aşağılama propagandası… Avrupa ile kıyaslamalar, “Her şeyin iyisi Batı'dadır, bütün kötülükler ve fenalıklar burada, Türkiye'de.” gibi düşünce ve söylemler. Peki gerçekte de bu böyle midir? Oysaki, Gazi Paşa ulusuna o kadar çok güveniyor ve inanıyordu ki bunu söylemlerinde de dile getiriyordu. "Türk kuvvet ve zekasının yenmediği ve yenemeyeceği güçlük yoktur." diyerek ulusuna altı yüz yıldır Osmanlı’nın elinde esir tuttuğu ulusal kimliğini kazandırıyor ve her türlü güçlüğü çözeceğine sonuna kadar inandığını dile getiriyordu. Türklüğü ile o kadar çok övünüyor ve ona bağlı kalıyordu ki, bir akşam sofrada gazetecilerden birisinin sorduğu bir soruya: "Eğer bende bazı fevkaladelikler görüyor, buluyorsanız bunları sadece ve yalnız Türk olmama, Türklüğüme bağlayınız." diyordu. Gazi Paşa her alanda ulusalcı idi. Halkına ulusal bir kimlik kazandırmaya çalışıyordu. Bunu yaparken de şanlı Türk tarihini anlatıyor ve hatırlatıyordu. Gazi paşa bu amaçla; 1927'de piyasaya çıkarılan 5 ve 10 liralık banknotların üzerine bozkurt resmi koydurmuştu.1930'da da Türk tarihinin ana hatlarını yazdırmaya başladığında, tarihçilere İslam'ın Türk tarihinin sadece bir bölümünü oluşturduğunu, oysa ondan öncede şanlı bir Türk mazisi olduğunu anlatmıştı. 1930'lu yıllarda Türk bayrağını değiştirmeyi bile düşünmüştü. Gazi Paşa, ay yıldız simgesinin Osmanlı'yı ve Arap dünyasını çağrıştırdığına inanıyormuş. Bu sebep dolayısıyla Türklere İslam öncesinde de büyük devletler kurduğunu ve de özlerini hatırlatmak için; Türk bayrağını mavi fon üzerine konulmuş yeşil kurt kafası bulunan bayrakla yani Göktürk bayrağı ile değiştirmek istemiştir. Ulu önder Türk dünyasındaki gelişmeleri de büyük bir dikkatle takip eder, değerlendirirdi ki diğer Türk devletlerine karşı yükümlülüklerimizin olduğunu dile getirir ve belirtirdi. Bu konuya yönelik olarak Gazi Paşa'nın neler söylediğine bir göz atalım. "Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat, yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Bugün Rusya’nın elinde sımsıkı tuttuğu milletler, avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni dengeye ulaşabilir. İşte bu nedenle Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Rusya'nın idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını beklememeliyiz, bizim onlara yaklaşmamız gereklidir. Rusya bir gün dağılacaktır. O zaman Türkiye onlar için örnek bir ülke olacaktır." Biz ise Ermenistan ile protokoller imzalıyoruz, Hocalı'yı gündeme getirmiyoruz. Türk Dünyası ile bütün irtibatımızı kopartıyoruz ve sonra da farklılaşıyoruz, ulusal benliğimizden uzaklaşıyoruz... Son olarak, Uğur Mumcu'nun da dediği gibi: "Ulusçuluk, sömürücülerin değil, Mustafa Kemal devrimcilerinin bayrağıdır". ÖZGÜR VİRLAN ozgurvirlan@hotmail.com |
|||||
|
|
|
|
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|