|
|
#1 |
|
Albay |
Kemalizm SOL İdeolojidir-Atilla İlhan
Yoksa konuşmuş muyduk? ‘Demokrasiye geçildiğini’ sanmaktayız; oysa, ‘Soğuk Savaş’ın çarkları arasına düştüğümüzü, ‘sosyalist’ dergi ve gazetelerin birden kapatılması, ‘sosyalist’ partilerin paldır küldür dağıtılmasıyla anlıyoruz. Hasan’ın (Tanrıkut) Fakülte’deki görevine son verdiler; harıl harıl doktora tezini hazırlıyordu, o ‘talihsiz’ tez!
‘Türk Tarihinde Sosyal Tabakalaşma’yı ele almış, eski Asya Türk/Moğol imparatorluklarında, siyasi iktisat düzeyinde irdeliyor. ‘Tabakalaşma’ da laf mı? Aslında ‘sınıflaşma’ inceleniyor ama, siyasi baskı öyle ağır ki, ‘sınıf’ kelimesi kullanılamıyor. Tez, yine de reddedilecektir. O Mantık Oluşmadıkça! Osmanbey’de Suna Pastahanesi, camlar Ağustos aydınlığına açılmış, gök derin mavi, ‘bakıp imreniyorum akınına, şehrin üstünden geçen bulutların’; etraftaki masalarda, japone kolları, PX kaçağı juponları, kokulu Camel sigaralarıyla, altın dişleri parıltılı Rum kızları. Hasan, yasemin ağızlığında yarım ‘Birinci’ sigarası, mavi duman tüllerinin arkasından, diyor ki: “... bizimkiler, site medeniyeti öncesinin imparatorluğudur, klasik şemaya uymaz; ‘aşirî imparatorluk’ tabirini kullandım. Yani ekonomik düzeyde, sömürgeleştirme bilmiyorlar, o ‘mantalite’ henüz teşekkül etmemiş! Böyle ele alındı mı, Türk/Moğol imparatorluklarına, ‘emperyalist’ diyemezsin!” Haksız mıydı? Eğer Vladimir İliç’in dediği gibi, ‘Emperyalizm, Kapitalizmin Son Aşaması’ ise -ki öyledir-, o aşiret ekonomisi devletlerini nasıl ‘emperyalist’ sayacaksınız? Kapitalist, üretimi sömürü sürecine dönüştüren tip; emperyalist, başka ülkelerin üretimini sömürüyor; bunun oluşabilmesi, en önce o tüccar/bezirgan tipinin, o ‘çıkarcı’ mantığın oluşmasına bağlı ki, bırakın Asya’nın eski imparatorluklarını, Selçuklu’da Osmanlı’da bile oluşabileceği şüphelidir. Bilmez değilsiniz ya, yakın zamana kadar, ‘bezirgan’, hep küçümsenmiştir, önemli olan ‘asker’di, yani güç! O Nasıl Bir Sömürü İse... Yurtdışında, hangi Balkan mültecisiyle konuştuysam, gariptir, aynı suçlamayla karşılaştım: Devlet-i Aliyye, ‘emperyalist’ bir devletti, onları yüzyıllarca ‘sömürmüş’; artık gittikçe rüyaya dönüşen eski Paris günlerimde, (siyah tütün, kırmızı şarap kokusu, insanı öğürtebilecek Camambert peyniri), şöyle karşı çıktığımı hatırlıyorum. “... o nasıl sömürüyse bize hiç yaramamış: XX. yy başında, imparatorluğun ekonomik düzeyi en düşük ülkesi Anadolu idi; buna mukabil, Romanya, Bulgaristan, Yunanistan, Yugoslavya, Macaristan, yalnız dilleri, dinleri, kültürleriyle değil, ekonomileri ile de ayaktaydılar; oysa, gerçek emperyalistler öyle mi yapıyor: İngiltere, Fransa, Belçika, vb. girdikleri ülkeleri yerle bir etmiş, buna mukabil kendileri, emdikleri kandan, tahtakurusu gibi şişmişlerdir; Kenya, Senegal, Kongo dinini, dilini, kültürünü hatırlıyor mu? Hangisi, ekonomik düzeyde, ayakta kalabilir? Oysa Osmanlı nereden çekildiyse, oradan dini-dili-kültürü belli bir millet, basbayağı bir devlet ortaya çıktı...” Galiyef ve Mustafa Kemal’deki ‘Mazlum Milletler’ fikriyatının temeli, sanırım budur: Adı imparatorluğa çıkmış Asya devletlerinde, sosyal sınıfların netleşmemiş olması! Galiyef, emperyalizmin bunu nasıl önlediğini pek güzel anlatmıştır: “... çağdaş insanlığı oluşturan milletler, sayıca ve sosyal ve hukuksal açılardan, eşit olmayan iki düşman kampa bölünmüş durumdadır. Bu kamplardan birisinde, insanlığın yalnızca yüzde 20 ile yüzde 30’unu oluşturan ve tüm yerküreyi, altında ve üstünde olan her türlü ölü ve canlı zenginlik- leri ile birlikte ele geçirmiş olan halklar bulunmaktadır. Diğerinde ise insanlığın beşte dördünü oluşturan ve birinci kampa mensup bulunan halkların, diğer deyişle ‘efendi’ halkların ekonomik, siyasal ve kültürel tahakkümü ve köleliği altında inleyen halklar yer almaktadır...” “... dünya ticaret yolları, pazarlar ve hammadde kaynakları, küçük istisnalar dışında, Batı halklarının ellerine geçmiştir. (Buraya dikkat, çok önemli) ... Batı halkları, kendi ulusal kölelik sistemlerini -ki feodalizm dönemindeki toprak köleliği sistemi, aslında köle ekonomisi olduğu gibi; kapitalizm döneminde de sınıf baskısı bir tür kölelikten, insanın insan tarafından istismarından başka bir şey değildir- siyah ve sarı kıtalardaki sömürgelerine de taşımış ve bu kölelik sistemine uluslararası bir nitelik kazandırmışlardır...” Kabahatları ‘Erken Teşhis’ mi? 1920’li yıllarda, Sultan Galiyef de, Mustafa Kemal de, bizim toplumlarımızda ‘herkes mazlum’ derken, söylemek istedikleri açıktır; Mustafa Kemal Paşa’nın, o yıllarda söylediği şu -neredeyse şiir- sözler, Galiyef’in söylediklerini tamamlamıyor mu? “... şarktan şimdi doğacak güneşe bakınız! Bugün, günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan, bütün Şark Milletleri’nin uyanışlarını da öyle görüyorum. İstiklal ve hürriyetine kavuşacak olan çok kardeş millet vardır. Onların yeniden doğuşu, şüphesiz ki terakkiye ve refaha müteveccih vuku bulacaktır. Bu milletler bütün güçlüklere ve bütün manilere rağmen muzaffer olacaklar ve kendilerini bekleyen istikbale ulaşacaklardır...” “... Müstemlekecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen, yeni bir ahenk ve işbirliği çağı hakim olacaktır...” (Mart 1933) Nerden bakılırsa bakılsın, görülecektir ki, Mustafa Kemal de, Sultan Galiyef de, ‘Emperyalist Batı’ya karşı, ‘Mazlum Milletler’in ‘dayanışması’nı, gezegenin ‘başat’ çelişkisi olarak görmüşlerdir. İyi de, günümüzde herkesin ‘Kuzey/Güney Çelişkisi’ dediği gerçeği, ta o zaman görmüş olmaları, kabahat mı? ‘Kemalizm, Bir Sol İdeolojisiydi’, Ama... Neresinden bakılsa, ‘Sosyalist sol’, Türkiye’de Gazi Mustafa Kemal’e sahip çıkmıştır; yo, hayır! ‘Edebiyat’tan konuşmuyorum, ne Nâzım’ın Kuva-yı Milliye Destanı, ne Dinamo’nun Kutsal İsyan’ı söz konusu; altını çizdiğim düzey, ideolojik düzey! Bunda elbet, 20’li yıllardaki Komintern desteğinin etkisi var ama, o olmasa da, Gazi de, va’zettiği Müdafaa-i Hukuk Doktrini de, Türk sosyalistlerinin ‘dünyasında’, muteber bir yer sahibidir. ‘68 Kuşağı’na gelinceye kadar, ‘Sosyalist sol’ Türkiye’de savunmuştur, ona arka çıkmıştır; ancak 70’li yılların ilk yarısından sonradır ki, sosyalistler arasında Gazi’ye karşı çıkmak, onu ‘karalamak’ yaygınlaştı; daha sonraları, ‘Kemalist olmadığını’ açıklamak, ‘devrimciliğin’ şartı bile sayılmamış mıydı, hatırlayınız. Bu ‘vahim’ yanlış, galiba iki ‘veçheli’ tek bir sebebe dayanıyor: Gazi Mustafa Kemal ile ‘ara rejim’lerin ‘paşaları’nı karıştırıyorlar; ‘Kemalist’ cumhuriyet ile de, ‘ara rejimIeri’; bu da besbelli, Kemalizm’in ‘Marksist tahlilini’ Türkiye’nin kendine özgü koşulları içerisinde, objektif olarak yapamayıştan ileri geliyor. Sanırım, buna gerek de duymuyorlardı, çünkü biraz dikkatli olsalar, Türk sosyalizminin bu tahlili yapmış olduğunu fark edebilirlerdi. Kanıt mı? Alın size iki kanıt, hem de Türk “ Sosyalizm Tarihi’nin iki ‘demirbaş’ kaleminden! Ölünceye Kadar Anti-emperyalist Tesadüfe bakar mısınız? Rasih Nuri Bey (İleri), Atatürk ve Komünizm başlıklı çalışmasını, 1970’de yayımlamış, 1968’den iki yıl sonra! İlginç sayılmaz mı bu? Orda bazı ‘tespitler’ yapmış, bakalım neler: 1. Tespit/ “Gazi Mustafa Kemal büyük bir gerçekçidir; her attığı adımda ne yapabileceğini, nereye kadar gidebileceğini gayet iyi hesaplayan bir kurmaydır (...) Atatürk’ü hep bu gerçekçilik yönünden değerlendirmeliyiz; o hayatı boyunca Marksizm’in ünlü formülünü doğal olarak uygulamış, ‘özgürlük zorunlulukların bilinmesinden ibarettir’ kuralına bağlı kalmıştır. Atatürk için politikada en beklenmedik atılışlar yaptığı, herkesi şaşırttığı zaman bile, ölçü, zorunlulukların, olanakların, sınırların gayet iyi hesaplanması şeklinde belirmektedir...” 2. Tespit/ “... Mustafa Kemal Paşa, konuyu, sadece Milli Kurtuluş Savaşı’nın başarı olanakları yüzünden değerlendirmiş, dünyadaki ve yurttaki güçler dengesinin doğru bir hesabını yapmıştır. 1917 Sovyet Devrimi sonucunda, emperyalist ‘Sistem’in dünya çapındaki hakimiyetinin yok olması rastlantısı içinde bir Milli Kurtuluş Savaşı’nın başarılı olmasını, ilk olarak, o değerlendirebilmiştir; öte yandan Bolşevizm’in dünya çapında yayılması rastlantısını da hesaba katarak, 1921 yılına kadar o yönden bir açık kapı bırakmıştır. Gazi Mustafa Kemal Paşa, ölümüne kadar emperyalizme karşı koymuş, yabancı sermayeyi yurttan kovmuş ve Sovyetler Birliği’ni tabii müttefik saymıştır...” Emek İlkesine Dayalı, Halk Devleti Diyelim ki, o gürültü patırtı içinde, ‘68 Hareketi’, Rasih Nuri Bey’in ‘tespitleri’ni fark edemedi; peki FKF’nin hayli zaman desteklediği Mehmet Ali Aybar’ın Türkiye İşçi Partisi’ni (TİP) üzerine ‘oturttuğu’, -o taş gibi sağlam- ‘tespitleri’ nasıl görmezden gelebildi? Ona da bir göz atar mıyız? 1. Tespit/ “... Kurtuluş Savaşı Türkiyesi’nin, siyasal ekonomik sosyal doktrini tam bağımsızlık için dövüşen, emek ilkesine dayalı bir halk devleti ideolojisi, Kemalizm’di. Anadolu Hareketi’nin ilk günlerinde Batılı düşmanlarımız koymuştu bu adı ona. Onların karşısında bir Bolşevizm vardı, bir de Kemalizm!.. 2. Tespit/ “... emperyalistler, Anadolu’da başlayan savaşın bir başka tür savaş, Asya’nın, Afrika’nın boyunduruk altındaki halklarına yol gösteren, ilk ulusal bağımsızlık ayaklanması olduğunu anlamakta gecikmemişlerdir. Tam bağımsızlık için ölüm kalım savaşı, Kemalizm, bir sol ideolojisiydi...” 3. Tespit/ “... çünkü emeği toplum düzeninin temeli sayan, emperyalizm ve kapitalizmle savaşmayı, ulusal kurtuluşumuz için şart sayan, halk iktidarını amaçlayan bir politikanın başka adı yoktur. Mustafa Kemal ve arkadaşları solcu olmayabilir, ama savundukları görüşler, izledikleri yol, solda olan görüşler ve solcu bir politikaydı...” 4. Tespit/ “... Türkiye’yi kurtarmak için başka bir seçenek yoktu. İçinde bulunduğumuz koşullar, Mustafa Kemal ve arkadaşlarını, adını anmadan solda bir yol izlemeye zorlamıştır. Kapitalizmin dize getirdiği bir ulus, kapitalizme sarılarak ayağa kalkamaz. ‘Sistem’in mantığı buna olanak vermez!” 5. Tespit/ “Kemalizm, emperyalizme, kapitalizme karşı bir ideoloji olduğu için, Asya’daki, Afrika’daki esir halkların dikkatini çekmiştir...” Tuhaf Ama, Gerçek!.. Aybar, ‘Zincirli Hürriyet’ten beri, aynı siyasi platform üzerindeydi; hatta, ‘İnönü Cumhuriyeti’ni, ‘Kemalist’ Cumhuriyet’ten bir güzel ayırmış; daha o zaman, (11 Mart 1948) öncekine ‘İnönü Demokrasi’ adını takmıştı. Hal böyleyken, ‘68 Hareketi’nin, iş Üçüncü Dünya’cılığa dökülünce, Mustafa Kemal gibi tabii bir lider dururken; sahip çıkacak yerde ona ‘yan oturup’, Che, Hoşiminh, hatta Enver Hoca gibi liderlerin ardına düşmeleri, acaba doğru mu olmuştur? Tuhaf ama gerçek: Belki o yüzden, 30 yıl sonra o kuşağın ‘pişmanları’ da (‘dönekler’, 2. Cumhuriyetçi ‘takımı’ vs), ‘pişman’ olmayanları da; Gazi düşmanlığında, ‘irtica’ ile aynı kavşakta buluşuyorlar; Mütareke’de, İngiliz ‘muhibbi’ Sait Molla ile Tanzimat ‘alafrangası’ ‘mandacı’ takımının buluşması gibi Mustafa Kemal’i o kadar sevmezlerdi ki, ‘üzerinize afiyet’, ona ‘bolşevik’ diyorlardı... İlginç Olan Nedir? Kuva-yı Milliye’nin toz toprak Ankara’sında, harıl harıl, ‘Cihan İnkılabı’ tartışılıyormuş; ben söylemiyorum, Hatıralar’ında Halide Edip anlatıyor “... BMM’ye bağlı, iki türlü amaç mücadele halindeydi; bunlardan birine ‘Batı Mefkûresi’ (ülküsü), ötekine ‘Doğu Mefkûresi’ denirdi. ‘Batı Mefkûresi’ne dayanmış olanlar, BMM’ye şekil vermekte daha başarılı olmalarına rağmen, 1839’da Batı örneğine doğru giden yolu, iktisadi, sosyal ve milli eğitim sorunlarında, tamamıyla tutamamışlardı. Bunlar ‘Batı Mefkûresi’ne bağlı olmakla birlikte, dış siyasette Doğu ve özellikle Rus eğilimliydiler; fakat Rusya’nın iç şeklini Türkiye’ye kat’iyyen uygulamak istemiyorlardı. O zaman Ankara’da bulunanların, yüksek öğretim görmüş ve bilim kafalıları, pek az olmakla birlikte hepsi Batı’ya bağlı adamlardı; bunlar, Sovyet şekline şiddetle karşıttılar. ‘Doğu Mefkûresi’ni çözümlemek güçtü, çünkü çok karışıktı; bu Doğu Mefkûresi’nin çeşitli bölümlerinden biri de Komünizm’di...” Halide Edip, Anadolu İhtilâl ve İnkilâbı’nın ‘kaderini’ etkileyecek, üç ana fikir cereyanını özetlememiş mi? 1/ Sovyet ihtilali’ni ve sosyalizmi yeni bir çağın başlangıcı sayıp benimseyen; fakat ‘tam bağımsızlık’tan vazgeçmeyen, Kemalist Sol’: Türkiye Komünist Fırkası. 2/ ‘1839’da Batı örneğine giden yolu, iktisadi, sosyal ve milli eğitim sorunlarında da tamamıyla tutmak’ isteyen, ‘alafranga’ yeni/Tanzimatçı takımı, ki amaçları inkılâp değil, memleketi kurtarmaktan ibarettir. (‘2. Grub’un bir kısmı, daha sonra Terakkiperver’ler.) 3/ Sovyet ‘modeli’ne karşı olan, ama Sovyetler’le birlikte emperyalizme karşı mücadele verip, ulusal bir demokratik devrim gerçekleştirerek, yeni bir cumhuriyet kurmayı düşünenler: Kemalistler! İlginç olan nedir? Yüzyılın sonuna doğru, ayakta kalmış görünen son iki gruptan üçüncüsünün ana ‘hedeflerini’ şaşırıp ‘savrulması’; bundan istifade eden ikincisinin -‘Sistem’in dış desteğini arkasına alarak- onu basbayağı tehdit etmesi mi? Acaba Cumhuriyet Tarihi’nin, yarım yüzyıl süren o iki büyük ‘karanlığı’ (‘İnönü Cumhuriyeti’ ve ‘Soğuk Savaş’) boyunca, -Solcu Kemalistler dahil- ‘Sosyalist Sol’ tasfiye edilmiş olmasaydı, bu ‘tehdit’ bu mertebe ‘ağırlık’ kazanabilir, bu kadar büyüyebilir miydi? Peki, öyle olmadı mı? Sonraları Nâzım Hikmet, Esat Adil, Mehmet Ali Aybar tarafından -onca eziyete rağmen- ateşi canlı tutulmak istenen Türkiye Sosyalizmi’nin, 20’li yıllardaki temsilcisi Yunus Nadi Bey, gazetesinde açık açık şunları yazabiliyordu: “... biz Türkler, emperyalist ve kapitalist dünyaya karşı savaşmakta, bugün Ruslarla aynı safta yürüdüğümüz gibi; davranıştaki bu tenâzurdan (simetriden) ilham ve kuvvet alacak olan iç reformlarımızı başarmak, kanaat ve mecburiyetindeyizdir de! Bu bir inkılaptır, amenna...” “... fakat, bizim inkılabımız Rus İnkılabı’nın -öyle bazılarının yaptığı gibi, unvanına varıncaya kadar, kelimesi kelimesine, noktası noktasına- kopyası olacak değildir. İnkılap, idrak ve imana dayanan bir harekettir ki, tatbikat itibariyle, her memleketin kendi özelliklerine ve icaplarına intibak ederek tekeyyün eder ve yürür. Hülasa biz de sosyalizm vadisinden inkılapçıyız, hatta aynı prensiplere taraftarız ama ve onları iltizam etmekteyiz, fakat ‘taklitçi’ ve binaenaleyh ‘Bolşevik’ değiliz!..” XX. yy’ın ikinci yarısında, böyle bir yazıyı kim yazdıysa başı belaya girdi, ocağı söndürüldü; oysa bu ve buna benzer yazılarında; Sultan Galiyef, Mustafa Suphi, Galiyefçi komünistler, ‘İştirakiyûn’ takımı, Hakkı Behiç, Yunus Nadi ve diğer ‘Solcu Kemalistler’; yüzyılın temel çelişkisini, Sovyet Devrimi’nin ünlü liderlerinden çok daha gerçekçi ve doğru olarak değerlendiriyor; Devrim’in Batı’dan değil, Doğu’dan ‘yükseleceğini’, ileri sürüyorlardı; hem de ‘ulusal ağırlıklı’ olarak! Peki, öyle olmadı mı?
__________________
Fikirler; zorla ve şiddetle, top ve tüfekle asla öldürülemez! Mustafa Kemal Atatürk Oyları kimin verdiği değil kimin saydığı önemlidir. Josep Stalin Gerçekçi olalım, imkansızı isteyelim. Ernesto Che Guevara Bırakın dünyadaki bütün inançların rahipleri dünya ötesindeki cenneti anlata dursunlar, biz insan için cenneti yeryüzünde inşa edeceğiz! Lev Troçki |
|
|
|
|
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|