![]() |
|
![]() |
|||||||
| Haber Arşivi Daha önce yayınlanmış haberlerin ulaşım adresi |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 | ||||||
|
Tüm General
|
ABD Kürtlerle Kanka Oldu
Kürtlerle Kanka Oldu
Büyük Ortadoğu Projesi'nde Türkiye'yi 'Eşbaşkanlık'la şereflendiren ABD'ye son zamanlarda birşeyler oldu... 29 Ağustos 2008 / 07:44Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri ilşkileri uzun yıllar öncesine dayanan “stratejik” bir ortaklığa dayanır. Özellikle Ortadoğu ve Ortadoğu’da İsrail ve ABD’nin hiç bitmeyen emelleri söz konusu olduğunda, onlar açısında Türkiye “vazgeçilmez” bir ülke konumunda bulunuyor. Fakat, bu 'vazgeçilmezlik' özelliği yavaş yavaş tükeniyor. Her modası geçenin yerine yenisi gelmesi gibi Türkler'in modası geçince yerine Kürtler'in sezonu başlıyor. Yeni gelişmeler, Ortadoğu'da yeni bir popülerizmin yaratılmaya çalışıldığını, uygun şart ve zaman için de ince hesapların yavaş yavaş uygulandığını gösteriyor. Ve böylelikle ABD, Türkiye'den vazgeçti ve Kürtlere kucak açtı. ABD, TÜRKİYE'YE NE ZAMAN KÜSTÜ? 1 Mart 2003'de had safhaya ulaşan iki ülke arasındaki gerilim "tarih tekerrürden ibaretttir" deyişinin doğruluğunu kanıtlarcasına 16 Ağustos 2008'de tekrar gerildi. Bu iki olay arasındaki benzerlik Türk-Amerikan ilşşkilerinin küçük bir tarihi şeklinde. Yani 1 Mart 2003 tarihinde yaşanan “tezkere krizi” ve onun sonrasında ABD’nin Türkiye’ye karşı aldığı tavır. Bu da yetmezmiş gibi utyanç tablosu olan "çuval olayı"..... Ve yakın tarihten bir örnek 16 Ağustos'da Boğaz'dan geçemeyen ABD gemilerinin ardından yine bir Amerikan tavrı, yine imalı bir söz, yine Türkiye'ye "ayağını denk al" mesajı. Tabii ki Bağdat Büyükelçisi'nin "Kürtlerin arkasındayız" açıklaması... ABD’nin Irak Büyükelçisi Ryan Crocker’ın “Kürtler ve Kürdistan bizim için çok önemlidir” açıklaması aslında birçok anlam taşıyor. ABD yönetimi bu açıklamayı yapmakla adeta Türkiye’nin şah damarına basıyor. Fakat üzerinde durulması gereken ABD, Türkiye’nin bu konuda ne kadar hassas olduğunu bile bile deyim yerindeyse “yaranın üstüne neden tuz basıyor” İşin püf noktası “2. tezkere krizinde saklı. Peki nedir bu tezkere krizi?. Kamuoyundan ABD’ye ait gemilerin Gürcistan’a insani yardım amaçlı ulaşımı için Boğazları kullanmak istemesine Türkiye’nin izin vermemesi diye lanse edildi. Hemen hatırlatmakta yarar var. 1. Tezkere krizi ise 1 Mart 2003’de, Türkiye ABD askerlerinin Irak’a düzenlenecek bir harekette topraklarında geçişine izin vermemişti ki bu olay iki ülkenin ilişkilerini kopma noktasına getirmişti. Bu olayın ardından Türk siyasi hayatına kara bir leke olarak geçen “çuval vakası” yaşanmıştı. ABD bir nevi öç almış oldu, Türkiye’ye ayağını denk al mesajı gönderdi. Olayın aslı ise şu şekilde, Irak krizi konusunda Hükümet tarafından 25 Şubat 2003'de TBMM'ye sunulan ve tam adı Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunması için Hükümet'e yetki verilmesine ilişkin Başbakanlık Tezkeresi TBMM tarafından ABD'nin çok istemesine rağmen reddedildi. Tezkerenin reddedilmesi Amerikalılarda hayal kırıklığı yarattı. Türk hava sahasını, liman ve topraklarını en önemlisi İncirlik Hava Üssü'nü kullanamayan ABD Irak işgali sırasında büyük bir başarısızlığa uğradı ve ağır bir ekonomik ve sosyal fatura ödemek zorunda kaldı.Başkan Bush ve ekibi Amerikan toplumu tarafından dahi büyük ölçüde tepki alarak, umduğunun aksine Irak'ta hiç beklemediği ölçüde sivil direnişle karşı karşıya kaldı. Tezkerenin reddinin ardından yaşanan Çuval olayının, meclis kararına misilleme olarak gerçekleştirildiği düşünülmektedir. Hatırlanacağı üzere Çuval olayı veya Çuval hadisesi, (İngilizce'de The Hood event) 4 Temmuz 2003 günü Kuzey Irak'ın Süleymaniye kentinde karargah kurmuş bulunan (bir binbaşı komutasında) 11 Türk Silahlı Kuvvetleri mensubunun ve Türkmen mihmandarlarının Irak'taki işgal kuvvetlerinin bir parçası olan Amerikan 173. Hava İndirme Tugayı'na bağlı askerlerce ve yanlarında peşmergelerin de bulunduğu bir ortamda, sürpriz bir baskın sonucu derdest edilmeleri ve başlarına çuval (kukuleta) geçirilmek suretiyle götürülüp 60 saat süresince alıkonularak sorguya çekilmeleri hadisesi olarak açıklanabilir. Şimdi ise gemilerinin boğazlardan geçisine Türkiye’nin anında cevap vermeyip biraz oyalaması ABD’yi kızdırmış olacak ki yine bir mesaj gönderdi ve “2. çuval vakası"nda da Kürtleri kullandı”. Kürtler belki de ABD’nin son kozu…. Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere Türkiye, dış siyasette çok önemli bir uyarıyla karşı karşıya ve 2. çuval vakasını yaşadı. Peki bu sürece nasıl gelindi? İşte bunun cevabı son zamanlarda yaşanan siyasi gelişmelere Türkiye’nin komşularıyla olan ilişkilerine, İran ile ABD’nin istememesine rağmen yakınlaşmasına, Kafkasya’da yaşanan son gelişmelere, haliyle Putin’in bölgede gücünü artırarak ABD politikalarını tehdit eder hale gelmesine bağlı. Türkiye’nin burada bir suçu var mı Elbette yok fakat ABD’nin hiç bitmeyecek olan “abi” rolüyle bağlantılı olarak bu uyarıları asla bitmeyecek. KIRILMA NOKTASI: 16 AĞUSTOS 2008... Gürcistan’a yardım götürmek isteyen 16 Ağustos 2008 tarihinde ABD gemilerine Türkiye’den izin çıkmadı. Bundan tam 5 gün sonra yani 21 Ağustos 2008 tarihinde ABD, insani yardım gemilerini Montrö Sözleşmesi’ne göre hafifletti. Gemiler Gürcistan’a doğru yola çıktı. Ve aynı tarihte Amerikan hükümeti adına ABD’nin Irak Büyükelçisi Ryan Crocker, bir açıklama yaptı. Crocker açıklamasında, ABD'nin Kürtler'e sırtını dönmeyeciğini açıkladı. Bu 5 günlük gecikme Boğaz'da bekleyen gemiler için çok fazla bir zaman zarfı değil şüphesiz. Fakat koskoca ABD'nin Dünya kamuoyu önündeki prestiji gözönüne alınırsa Ortadoğu'daki en önemli müttefiki tarafından "red" cevabı alması hiç de küçümsenmeyecek kadar önemli. İşte bu nedenle ABD, bu "5 günlük gecikmenin" ardından "Türkiye'nin ağzına biber sürmek" istedi. Mesut Barzani liderliğindeki Irak Kürdistan Demokrat Partisi'ne bağlı ‘Kurdistan TV’ye konuşan Büyükelçi Crocker, ‘Irak’ın özgürleştirilmesi' süreci başlamadan önce ABD’nin, ‘Kürdistan' olarak nitelendirdiği Kuzey Irak'taki Kürtler'i desteklediğini söyledi. ABD Büyükelçisi, “Amerika geçmişte olduğu gibi gelecekte de, Kürdistan'a yönelik desteğini sürdürecek ve hiçbir şekilde de sırtını dönmeyecektir” dedi. ABD'nin Kuzey Irak'a yönelik desteğini kestiği yönündeki haberlerin doğru olmadığını söyleyen Büyükelçi, bu tür iddiaların kesinlikle gerçekleri yansıtmadığını ekledi. BARZANİ İÇİN ÇOK ÖNEMLİ BİR FIRSAT... Başbakan Neçirvan Barzani, yaptığı açıklamalarla bu desteğin ne kadar öenmli olduğunun farkına vardıklarını belirterek bu işe çok sevindiklerini de belirtti. Barzani, Kürt Bölgesi ile Bağdat arasındaki ilişkilerin tarihi gelişimini ve günümüzdeki boyutlarını anlatırken Irak'taki Kürt, Arap, Türkmen ve diğer oluşumların geçmişte acılara uğradığını ancak, şimdi iyi bir gelecek için fırsat doğduğunu, birlikte iyi bir gelecek inşa edileceğini söyledi. Barzani, Kürt Bölgesi'nin, ülkenin gelişimi ve ilerlemesi için her türlü projeye desteğinin olacağını söyledi. AHMEDİNEJAD ZİYARETİ'NİN ŞİFRELERİ... İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, 14.08. 2008 tarihinde Türkiye’ye geldi. Bu aynı zamanda Ahmedinejad'ın ilk defa bir NATO üyesi ülkeye yapmış olduğu ziyaretti. Bu ziyarette büyük sevgi gösterileriyle karşılanan Ahmedinejad, Sultan Ahmet Camii çıkışında kendisini bekleyen büyük bir kalabalığa karşı "adeta siyasi şov yapıyordu. Hafızalarımızda Ahmedinejad'ın basit ama halka karışan imajı ve yapılan son kamoyu anketlerinde Türk halkında yükselen "Amerikan karşıtlığı"na rağmen yükselen "Ahmedimejad taraftarlığı" tescillenmiş oluyordu. Herhangi bir ülkenin Tahran ile ilişkileri derinleştirmesine karşı olduğunu belirten Amerikan Dışişleri ise 'İran ile iş yapmak için uygun zaman değil. Müttefikimiz Türkiye'de dahil olmak üzere uluslararası toplum, İran'a baskı yapmak için ek önlemleri düşünmeye başlamalı.' dedi. Aynı zamanda İran Hükümeti, sınırları içerisindeki PKK'nın uzantısı olan PEJAK kamplarına yönelik bombardımanlarla "terör" konusunda işbirliği sinyalleri verdiği çok önceden bilinen bir gerçek. En önemliside Türkiye'nin enerjide "dışarıya bağımlılığını" çok iyi bilen Tahran yönetiminin doğalgaz konusunda anlaşma yapmak istemesine ABD, kesinlikle karşı çıkıyordu. Nitekim bu gelişmelerle bağlantılı olarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler 18 Ağustos 2008'de doğalgaz anlaşmasını sonuçlandırmak üzere Tahran'a gidiyordu. Tabii ABD'nin uyarılarını gözardı etmeyerek..! Daha önceki mutabakat zaptında Türkmenistan'dan alınacak Doğalgaz'ın İran üzerinden Türkiye’ye taşınması, Güney-Pars doğalgaz bölgesindeki üç sahanın Türkiye’ye tahsisi ve bir boru hattıyla Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması yer alıyordu. 'DOĞALGAZ İHTİYACIMIZI AMERİKA KARŞILAYABİLECEK Mİ?' Başbakan Erdoğan, geçtiğimiz Ocak ayında yaptığı Madrid ziyaretinde İran ile ilgili sorulara muhattap kalmıştı. Erdoğan, 'Burada dünyadaki bütün ülkelerin birbirlerine çeşitli konularda bağımlılığı var. Benim doğalgaz ihtiyacımı bu bahsettiğiniz ülkeler örneğin İsrail ya da Amerika karşılayabilecek mi? Hayır. Karşılayamadığına göre ben başımın çaresine bakacağım. Tamam Amerika bizim stratejik dostumdur ve müttefiğimdir. Ama bu noktada onlarda bizi anlayışla karşılamadılır diye düşünüyorum. Çünkü İran'dan biz bu doğalgazı almak durumundayız. Rusya'dan almak durumundayız. Eğer bu doğalgaz bize gelmezse ciddi sıkıntıları yaşamakla karşı karşıya kalırız. Biz Amerikalı dostlarımız ile yaptığımız bu tür görüşmelerde zaten bu konuda önlerine bunu getirince onlar da anlayışla karşıladılar. Pürüz söz konusu değil.' ifadelerini kullanmıştı. İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad'ın İstanbul ziyareti sırasında doğalgaz anlaşmasının imzalanmamasına, ABD'nin Türkiye'ye yaptığı baskıların neden olduğu öne sürüldü. İngiliz The Guardian gazetesi, "ABD'nin müdahalesinin anlaşmayı etkin bir biçimde torpillediği ortaya çıktı" derken "ABD hükümetinin baskılarının altındaki Türkiye, kârlı bir enerji anlaşmasından çekilerek İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad'ı küçük düşürdü" yorumunu yaptı. AHMEDİNEJAD'IN UMUTLARININ TÜKENDİĞİ AN... The Guardian gazetesi, Türkiye muhabiri Robert Tait imzalı haberinde, daha önce bir mutabakat zaptına konu olan 1.87 milyar sterlin tutarındaki doğalgaz anlaşmasının imzalanmasının Ahmedinecad'ın iki günlük Türkiye ziyaretinin en büyük başarısı olması beklendiğini belirten gazete, "Ancak Ahmedinecad, muhatabı Abdullah Gül ile buluştuğunda ABD'nin müdahalesinin anlaşmayı etkin bir biçimde torpillediği ortaya çıktı" ifadesini kullandı. HERŞEY ABD DIŞ POLİTİKASINDA GİZLİ... Aslında ABD dış politikasında olan gelişmeleri ve de ABD Başkanlık seçimlerini dikkatle sentezlersek bundan sonrasında "Türkiye'ye yönelik nasıl bir politikanın şekilleneceği" de ortaya çıkmış olur. Türk basının bu aralar Ergenekon Davası'na kilitlenmiş durumda. Ergenekon ile ilgili telefon kayıtları, itiraflar, son gelişmeler, eski defterler sözüm ona "iğneden ipliğe" herşey çarşaf çarşaf yazılıp çizzşlmekte. Fakat ABD Başkanlık yarışının Türkiye'ye nasıl etkileri olacağını kaleme almak nedense pek de ön plana çıkmıyor. İşte tam bu noktada bazı hatırlatmalar yapmakta yarar var. GÖRÜNMEYEN MİLLET: KÜRTLER ABD piyasasında yayınlanan bir kitapla ilgili. Kitap Kürtlerle alakalı 'Invisible Nation' isimli Quil Lawrence imzalı bu kitapta dikkat çekici bilgiler var. Kitapta ‘Acaba Bush yönetiminin Kürtlere yönelik tavrında bir değişiklik oldu mu?’ diye sorulduktan sonra ‘Büyük ihtimalle oldu’ deniliyor ve ‘Bush yönetiminin Kürtlerin artık iyi bir dost olmadıkları yolunda görüşler belirmeye başladı’ yorumu yapılıyor. Bunun olası bir nedenini anlamaya başlamak için Obama’nın yaptığı büyük hamleyi irdelemek gerekiyor. Obama kendisine başkan yardımcısı adayı olarak Joseph Biden’ı seçti. Biden’in, Peter Galbraith ile birlikte Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kurulmasını en sıkı savunan isimlerden bir tanesi olduğu da biliniyor. Hatta yakında Kürtler hakkında kitabı çıkacak Peter Galbraith’in kurulacak bir Kürt devletine ABD’nin büyükelçisi olarak atanacağı bile söyleniyor. Kamuoyunun nabzını yoklamak açısından düşünüldüğünde gelecekteki Kürt politikasının şifreleri de şimdiden verilmiş oluyor. BİR TÜRKİYE FOTOĞRAFI... 21 Ağustos’ta yürütülen operasyonlar kapsamında Yüksekova kırsalında çıkan çatışmada güvenlik güçlerince öldürülen terörist Adnan Donuk’un cenazesi dün Malatya’ya giden aile fertleri tarafından teslim alındı cenazesi defnedildi. 3 yıl önce PKK saflarına katılan ve 21 Ağustos’ta çıkan çatışmada öldürülen terörist Adnan Donuk’un kardeşi Veysi Donuk’un ise Kastamonu’da vatani görevini yaptığı ortaya çıktı. Askerliğinin bitimine 6 ay kalan jandarma er Veysi Donuk’un yaklaşık 10 gün önce izin kullanarak ailesinin yanına geldiği öğrenildi. İznini kullandığı sırada ağabeyinin ölüm haberini alan, cenaze sırasında üzgün olduğu görülen ve yakınları tarafından teselli edilen Veysi Donuk, gazetecilerin sorularını yanıtsız bıraktı. PKK’lı ağabeyi öldürülen Veysi Donuk’un, önümüzdeki günlerde izninin bitmesiyle birlikte vatani görevini tamamlamak üzere yeniden Kastamonu’daki birliğine teslim olacağı kaydedildi. Ağabeyi çatışmada güvenlik güçlerince öldürülen Veysi Donuk’un yakınları ise, ülkede akan kanın durmasını istedi. Kürtçe konuşan ve gazetecilerin görüntü almasını istemeyen kişiler, ”Artık hiçbir annenin ağlamasını, kardeş kanı akıtılmasını istemiyoruz. Ölen de, öldüren de bizim evlatlarımız. Birileri bu akan kana artık dur desin” diye konuştular. Görüyorsunuz, okuyorsunuz ve anlıyorsunuz. Dış politikaların iç politikalara yansımasını belkide en iyi resmeden bir tablo. Türkiye üzerinde oynanan oyunlar ve hiç dinmeyen kardeş kanı ve bu amaç için kullanılan birbirine "kırdırılan" iki millet Türkler ve Kürtler...Düşünsenize iki kardeş biri Kışla'da nöbet tutuyor biri ise Dağ'da askere pusu kuruyor. Kürt politikası, Türk politikası, vs..... Emin olun bunlar hiç sona ermeyecek ve "terör" belası bu ülkenin başına daha birçok çorap örmeye devam edecek. Bayram ŞEN/ [Üye Olmadan veya Giriş Yapmadan Linkleri Göremezsiniz Üyelik İçin Tıklayınız...]
__________________
Cebren ve hile ile aziz vatanın,bütün kaleleri zapt edilmiş,bütün tersanelerine girilmiş,bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.Bütün bu şeraitten dahi elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde,iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler,hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerini siyasî emelleriyle tevhit edebilirler.Millet fakr-u zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir. K.ATATÜRK |
||||||
|
|
|
|
|
#2 | ||||||
|
Yüzbaşı
|
1 mart tezkeresine şiddetle karşı cıkanlardan biriydim.diyordum ki amerikalıların isteği ile ırak ı işgal edenlerden biri olacağız ve müslüman bir millet olarak müslümanlara kurşun mu sıkacağız?ancak bizim ırakta yapacağımız olay bambaşkaydı..
kuzey ırak bölgesinin güvenliğini sağlayacaktık.bun akerkük musul süleymaniye dahil. bana göre şimdi düşünüyorumda amerikanın o gün bizimle iş birliği yapmak istemesi amerikan tarihi açısından en büyük saflıktı..çünkü bizim cıkarlarımıza ters gibi görünsede aslında tam aksine bizim çıkarlarımızı koruyan bir yaklasımdı.şimdi keşke o teskere geçseydi diyorum. çünkü dediğim gibi görev sahamız kuzey ıraktı.hiç bir çatışmaya hiç bir operasyona girmeyecektik.böylece barzani ve talabani takımı siyasi acıdan o bölgede bu kadar etkin olamayacaktı.bu kadar acık ve net olarak kürdistan lafı gecmeyecekti.en önemlisi pkk olmayacaktı...bugun bizim aleyhimizde gelişen tüm siyasi politik olaylar tamamen 1 mart tezkeresinin gecmemesinden kaynaklanmaktadır.bizim kuzey ıraktaki yokluğumuzdan kaynaklanmaktadır. kuzey ırakta bulunsaydık söz hakkı peşmergelerde değil türkiye de olacaktı...ve eminim her zmanaki tarihimizde ki gibi o bölge barışa teslim olacaktı... şimdilerde tezkereye karşı cıktıgım için cok ama cok pişmanım..... |
||||||
|
|
|
|
|
#3 | |||
|
Zaten Amerika çıkamıyor Irak'tan çünkü Araplar ve Türkler Kürtleri yok edecek. Emin Çölaşan'ın çoğu yazısında var bu konu.
|
|||
|
|
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|