Geri git   Kemalist Düşünce Forumu, kemalist sistem, ideolojik paylaşım platformu / Mustafa Kemal ATATÜRK / Atatürk İlke ve Devrimleri
Facebook

Atatürk İlke ve Devrimleri Atatürk İlke ve Devrimleri hakkında genel bilgiler


Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 14.02.08, 15:02   #1
kemalist
Site Yöneticisi...
 
kemalist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Üye No: 1
Nerden: İstanbul
Yaş: 30
Mesajlar: 4.609
Tesekkür: 57
80 Mesajina 95 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 10 kemalist has a reputation beyond reputekemalist has a reputation beyond reputekemalist has a reputation beyond reputekemalist has a reputation beyond reputekemalist has a reputation beyond reputekemalist has a reputation beyond reputekemalist has a reputation beyond reputekemalist has a reputation beyond reputekemalist has a reputation beyond reputekemalist has a reputation beyond reputekemalist has a reputation beyond reputekemalist has a reputation beyond reputekemalist has a reputation beyond reputekemalist has a reputation beyond reputekemalist has a reputation beyond reputekemalist has a reputation beyond reputekemalist has a reputation beyond reputekemalist has a reputation beyond reputekemalist has a reputation beyond reputekemalist has a reputation beyond repute
kemalist - MSN üzeri Mesaj gönder kemalist isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Atatürk Devrimleri

Saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922)

Kurtuluş Savaşı'nın ilk yıllarında kurulan (23 Nisan 1920) Türkiye Büyük Millet Meclisi, halktan kopuk Osmanlı yönetiminin yanında, halkın içinden seçilen temsilcileriyle "halk iradesi"nin gerçek temsilcisi olmuş, iyice eskimiş ve yıpranmış kişisel saltanatsa, TBMM'yi, yani ulusun egemenliğini tanımamasının yanı sıra, Sevr Antlaşması'nı imzalamış, düşmanla işbirliği yapıp, çıkarttığı ayaklanmalarla Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı engellemeye çalışmıştı. 23 Nisan 1920'den başlayarak ulusal egemenliğe dayalı devletin kurulmasıyla kişisel saltanata kalkmış gözüyle bakan Mustafa Kemal, İtilaf Devletleri'nin Lozan Barış Konferansı'na Ankara Hükümetinin yanı sıra Osmanlı Hükümeti temsilcileri de çağırmaları üstüne, 1 Kasım 1922'de TBMM'de yaptığı konuşmada ulus akla aykıı olduğunu belirterek,saltanatın kaldırılmasını istedi. Milletvekillerinin ateşli konuşmalarla Atatürk'ü desteklemelerinden sonra, saltanatın İstanbul'un işgal tarihinden (16 Mart 1920) başla-yarak kalkmış olduğu oybirliğiyle kabul edildi. Saltanatın kaldırılmasıyla Padişahlık Sıfat kalkan Mehmet VI Vahdattin de, 17 Kasım günü İngiliz Komutanlığına başvurarak, bir İngiliz zırhlısıyla İstanbul'dan ayrıldı.

Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923)

Saltanatın kaldırılmasının ve Lozan Barış Anlaşması'nın ardından TBMM'de en çok tartışılan konulardan biri, yeni devletin niteliği sorunuydu. Kendisi bir hükümet olan TBMM'nin ayrı bir hükümeti ve bu hükümet yönetecek bir başbakanı bulunmaması, meclis içinden bakanların seçiminde adayların gerekli oyu sağlamakta güçlük çekmeleri, sürekli sorunlara yol açmaktaydı. 27 Ekim 1923'te Ali Fethi (Okyar) Bey başkanlığındaki hükümetin istifası ve Cumhuriyet Halk Partisi grubunun yeni hükümet listesi üstünde anlaşmaya varmaması üstüne, Atatürk 28 Ekim gecesi arkadaşlarını toplayarak sorunun gerçek çözümüyle ilgili düşüncesini açıkladı ve İsmet İnönü'yle o gece, devletin niteliğinin cumhuriyet olduğunu saptayan bir yasa tasarısı hazırladı. Ertesi gün TBMM, yapılan işin "çoktan doğmuş olan çocuğun adını koymak" olduğunun milletvekillerine açıklanmasından sonra, saat 20.30'da Anayasa değişikliğini kabul ederek cumhuriyeti ilan etti ve oybirliğiyle alınan bu karardan sonra cumhurbaşkanı seçimine geçeek, gene oybirliğiyle Gazi Mustafa Kemal Paşa'yı Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı seçti.

Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924)

Saltanatın kaldırılmasından ve Mehmet VI Vahdettin'in İstanbul'dan ayrılmasından sonra, TBMM'nin 18 Kasım 1922'de halife seçmiş olduğu Abdülmecit Efendi, eski rejim yanlılarının tek umudu haline gelmiş, bundan güç alan Abdülmecit Efendi de, yeniden törenler düzenlemeye, demeçler vermeye bazı İslâm ülkelerinin kendisine bağlılık bildirmeleri üstüne, İslâm dünyasının önderi tavrı takınmaya başlamıştı. Bu durumun yeni kurulmuş cumhuriyet yönetimi için tehlikeli olabileceğini kavrayan Atatürk, İzmir'deki ordu tatbikatları sırasında ordu komutanlarına hilafetin kaldırılması konusunda düşüncesini açıklayıp, yasanın meclis gündemine getirilmesini kararlaştırdı. 1 Mart 1924'teki bütçe görüşmelerinde halifeye ve Osmanlı hanedanına verilecek ödenek konusunun gündeme getirilmesinden sonra, 3 Mart 1924't kabul edilen yasayla, halifelik kaldırılıp, ilerde saltanat ve halifelik iddiasında bulunmamaları için Osmanlı hanedanı üyelerinin de yurt dışına çıkarılmaları kabul edildi.

Şeriye ve Evkaf Vekâleti'nin kaldırılması (3 Mart 1924)

Şeriat hükümlerine dayalı Osmanlı hukuk düzeninin yeni Türk toplumuna uyarlanamayacağının anlaşılması sonucunda, TBMM'nin hilafetin kaldırıldığı gün Şeriye ve Evkaf Vekâletini'ni de kaldırmasıyla (3 Mart 1924), Türk hukuk sisteminde yeni düzenlemeler yapılması gereği de açıkça ortaya konmuş oldu. 20 Nisan 1924 tarihli ikinci Anayasa'yla birlikte, hukuka ilişkin bir dizi yasa yürürlüğe girdi.

Medeni Kanun'un kabulü (17 Şubat 1926)

Osmanlı İmparatorluğu döneminde hukuk işleri din kurallarına göre yönetilmekte olduğundan, çağdaş toplumlar düzeyine erişmek isteyen Türk toplumunun temel gereksinmelerinin, söz konusu hukuk yapısıyla karşılanamayacağı anlaşılmıştı. Tanzimat Dönemi'nde hazırlanan Mecelle, bazı yenilikler getirmekle birlikte, kişilerin hak ve borçları, aile kurumu, işleyişi ve sona ermesi, mülkiyet ilişkileri, miras sorunları, kiralama, satın alma, ödünç verme, vb. ilişkiler açısından, gerçek bir Medeni Kanun sayılamazdı. Bu nedenle İsviçre Medeni Kanunu örmek alınarak hazırlanan Medeni Kanun, 17 Şubat 1926'da TBMM'de kabul edilerek, yürürlüğe kondu. Bunu, öbür temel yasalar ile, ceza hukuku alanındaki boşlukları gideren Ceza Kanunu'nun kabul edilip (1 Mart 1926) yürürlüğe konması izledi.

Tarikatların kaldırılması, tekke ve zaviyelerin kapatılması (30 Kasım 1925)

Başlangıçta yalnızca din konularıyla ilgilenen, farklı düşünce sistemleri geliştirerek taraftarlarını çoğaltmaya çalışan tarikatlar, zaman içinde siyasal olaylarda etkili rol oynamaya, çıkarılan tehlikeye düştükçe halkı ayakandırmaya koyulmuşlardı. Bu etkinliklerini cumhuriyetin ilanından sonra da sürdürmeye kalkışmaları ve Menemen Olayı, Şeyh Sait Ayaklanması gibi şeriattan yana ayaklanmalara yol açmaları üstüne "Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler memleketi olamaz. Türkiye Cumhuriyeti her alanda doğru yolu gösterecek, uyaracak güçtedir. Biz uygarlığın bilim ve fenninden güç alıyoruz ve ona göre yürüyoruz. Başka bir şey tanımayız" diyen Atatürk'ün sözleri ışığında harekete geçilerek, 30 Kasım 1925'te çıkarılan yasayla tekkeler ve zaviyeler kapatıldı.

Laikliğin kabulü (1928-1937)

Saltanatın kaldırılması, hilafetin kaldırılması, Şeriye ve Evkaf Vekâleti'nin kaldırılarak Şeriye ve Evkaf Vekâleti'nin kaldırılarak yalnızca din işleriyle uğraşacak Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kurulması, tarikat ve zaviyelerin kapatılması aşamalarından geçen laikliğin tam anlamıyla yasal tabana oturtulması için, 1924 Anayasası'nda yeralan "Türkiye devletinin dini İslâm'dır" deyimini tartışmaya koyulan TBMM, 10 Nisan 1928'de Anayasa'nın ikinci maddesini değiştirip, 16. ve 38. maddeler gereğince milletvekilleri ile cumhurbaşkanının ant içerken söylemek zorunda oldukları "vallahi" sözcüğünü maddelerden çıkardı. Ayrıca, 26. maddededi "ahkâmı şeriyenin tenfizi" (şeriat hükümlerinin yürütülmesi) sözcükleri de Anayasa'dan çıkarıldı. İnananların ibadetlerini kendi dilleriyle yapmalarını doğal bir hak olarak gören Mustafa Kemal'in, aydın din adamlarıyla yaptığı görüşmelerden sonra, 3 Şubat 1928'de hutbelerin Türkçe okunmasının kabul edilmesini, dualar ve ezanın Türkçeye çevrilmesi alışmaları izledi. 5 Şubat 1937'de Anayasa'nın ikinci maddesinde laiklik ilkesine yer verilmesi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin laik bir devlet olduğunun yazılmasıyla, laiklik devrimi tamamlanmış oldu.

Kadın haklarının tanınması (1930-1933 ve 1934)

Osmanlı toplumunda hemen hiçbir toplumsal ve siyasal hakkı bulunmaya kadınlara Medeni Kanun'la bazı haklar tanınmış olmakla birlikte, siyasal haklar açısından bir değişiklik yapılmamıştı. Atatürk'ün girişimiyle kadınların iktisadi ve siyasal yaşama katılmaları yönünde bir dizi değişiklik yapılarak, 1930'da belediye seçimlerinde seçme, 1933'te çıkarılan Köy Kanunu'yla muhtar seçme ve köy heyetine seçilme, 5 Aralık 1934'te Anayasa'da yapılan bir değişiklikle de milletvekili seçme ve seçilme haklarının tanınmasıyla, Türk kadını o yıllarda Avrupa devletlerinin çoğundaki kadınlardan daha ileri haklar elde etti ve çok geçmeden toplumda erkeklerin çalıştığı her alanda yerini aldı.

Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925)

Ülke halkını her alanda çağdaş ve uygar düzeye çıkarabilmek için değişiklikler tasarlarken, dış görünüşüyle de bunu vurgulaması gerektiğine inanan Mustafa Kemal'in, 25 Ağustos 1925'te Kastamonu'ya yaptığı bir gezide başına şapka giyip, "Buna şapka derler" diye halkı şapka giymeye özendirmesinden sonra, 25 Kasım 1925'te Şapka Giyilmesi Hakkındaki Kanun çıkarılıp, dinsel giysilerle sokakta gezilmesi yasaklandı.

Takvim, saat ve ölçülerde değişiklik (1925 ve 1931)

Cumhuriyet döneminden önce Batı uluslarından ayrı takvim, saat, sayı ve ölçülerin kullanılması, hafta tatillerinin cuma günü olması, takvimin başlangıcı olarak Hazreti Muhammet'in Mekke'den Medine'ye göç ettiği tarih olan 622 yılının alınması (hicri takvim), sayı olarak eski sayıları, ölçü olarak da okka, dirhem, arşın, endaze, vb. ölçülerin kullanılması, Türk toplumu ile Batı toplumları arasındaki ilişkilerde büyük karışıklık ve güçlüklere yol açmaktaydı. 26 Aralık 1925'te miladi takvimin kabul edilip, alaturka saat yerine Batı'da kullanılan alafranga saatin kabul edilmesiyle, 23 Mart 1931'de çıkarılan yasayla da gram, kilogram, ton, metre, kilometre

Soyadı yasasının kabulü (21 Haziran 1934)

Soyadı bulunmamasının günlük yaşamda yarattığı güçlük ve karışıklıkların önüne geçmek amacıyla 21 Haziran 1934'te çıkarılan yasayla, her Türk kendine uygun bir soyadı almakla yükümlü kılındı. 24 Kasım 1934'te çıkarılan bir yasayla da TBMM Mustafa Kemal'e Atatürk soyadını verdi. Aynı yıl çıkarılan bir başka yasayla ayrıcalıkları belirten eski unvanların yasaklanmasıyla, yasalar önünde eşitlik ilkesinin gerçekleştirilmesinde önemli bir adım atılmış oldu.

Eğitim ve öğretim devrimi (3 Mart 1924)

Osmanlı toplumundaki medreseler ile iptidai, rüştiye, idadî türünde okulların toplumun gereksinme duyduğu elemanları yetiştirme açısından özellikle sayı bakımından yetersiz kaldığını gözleyen, eğitimin önemini yaptığı konuşmalarda sık sık vurgulayan Atatürk'ün yol göstericiliği altında TBMM, eğitim ve öğretim işlerini Milli Eğitim Bakanlığı'na verip, 3 Mart 1924'te çıkardığı Öğretimin Birleştirilmesi yasasıyla, mahalle mektepleri ve medreseleri kaldırdı. Anadolu'nun çeşitli kentlerinde meslek okulları, teknik okullar, öğretmen okulları, ortaokul ve liseler açılırken, çıkarılan Üniversiteler Kanunu'yla Darülfünun kaldırılıp, yerine İstanbul Üniversitesi kuruldu.

Harf ya da yazı devrimi (1 Kasım 1928)

Öğrenilmesi son derece güç olan Arap abecesinin okuryazar sayısının artmasını engellediğini, ayrıca Türkçe sesleri dile getirmede güçsüz kaldığını anlayan Atatürk'ün, 1926'dan başlayarak yaptırdığı araştırmalar sonucunda, Türkçe'nin yapısına en uygun abece olduğuna karar verilen Latin abecesi alınıp, yeniden düzenlenerek, 1 Kasım 1928'de çıkarılan Türk Harfleri Hakkında Kanun'la yürürlüğe kondu ve Atatürk'ün kendisinin de katıldığı yaygınlaştırma çalışmaları sonucunda, kısa süre içinde benimsendi.

Tarih anlayışında gerçeğe dönüş (12 Nisan 1931)

Osmanlı döneminde tarihçilerin aşağı yukarı yalnızca yaşadıkları dönemin olaylarını yazıya geçirmekle yükümlü olmalarından ötürü, Türklerin eski tarihlerine ilişkin çalışmalar yok denecek kadar azdı. Türkiye Cumhuriyeti'nin "önceki bütün Türk devletleriyle tarihsel bağı" olduğu, "dünya uygarlığının oluşma ve gelişmesinde Türk uygarlığının önemli payı bulunduğu" görüşünden yola çıkan Atatürk'ün öncülüğünde yapılan çalışmalar, 12 Nisan 1931'de, sonradan Türk Tarih Kurumu adını alan Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti'nin kurulmasıyla sonuçlandı.

Dil devrimi (12 Temmuz 1932)

Osmanlılar döneminde aydınların büyük ölçüde farsça ve arapça sözcük ve dilbilgisi kuralı içeren Osmanlıca'yı kullanmalarından ötürü, aydınlar ile halkın dil bakımından birbirlerinden kopmuş olmaları, cumhuriyetöncesindeki dönemde de bazı aydınları rahatsız etmiş, Selanik'te çıkarılan (1911) Genç Kalemler dergisinde "Yeni Dil" hareketi başlatılmış, ama dilde yabancı sözlüklerden yeterli bir arınma sağlanamamıştı. Türkçe'nin özleştirilerek yeni Türk abecesiyle dünyanın en zengin dillerinden biri haline getirilmesini amaç alan Atatürk, 12 Temmuz 1932'de, sonradan Türk Dil Kurumu adını alan Türk Dili Tetkik Cemiyeti'ni kurdurarak, Türkçe'nin gerçek bir bilim, edebiyat ve sanat diline dönüşmesi çalışmalarını hızlandırdı


__________________
[Üye Olmadan veya Giriş Yapmadan Linkleri Göremezsiniz Üyelik İçin Tıklayınız...]
[Üye Olmadan veya Giriş Yapmadan Linkleri Göremezsiniz Üyelik İçin Tıklayınız...]
FACEBOOK GRUP: [Üye Olmadan veya Giriş Yapmadan Linkleri Göremezsiniz Üyelik İçin Tıklayınız...]
FACEBOOK SAYFA: [Üye Olmadan veya Giriş Yapmadan Linkleri Göremezsiniz Üyelik İçin Tıklayınız...] (Kemalist Düşünce)
[Üye Olmadan veya Giriş Yapmadan Linkleri Göremezsiniz Üyelik İçin Tıklayınız...] (Kemalist Gündem)
TWİTTER: [Üye Olmadan veya Giriş Yapmadan Linkleri Göremezsiniz Üyelik İçin Tıklayınız...]

Vazifeyi ihmale sürükleyen merhamet, vatana ihanettir...

Mustafa Kemal ATATÜRK
kemalist isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 13.06.08, 21:31   #2
Atam İzindeyiz
Kıdemli Çavuş
 
Atam İzindeyiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Üye No: 562
Yaş: 20
Mesajlar: 41
Tesekkür: 0
0 Mesajina 0 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 0 Atam İzindeyiz is on a distinguished road
Atam İzindeyiz - MSN üzeri Mesaj gönder
Atam bunlar için boşuna uğraşmış malesef..Baksanıza Dilimizin çok afedersiniz içine ettiler, Tarih deseniz doru düzgün öğreten yok, Eğitim öğretim deseniz koca bir "0", Şapka kıyafet deseniz söylememe gerek yok.. ben söyliyecek söz bulamıyorum..
Atam İzindeyiz isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 13.06.08, 21:54   #3
Cağdaş_70
Albay
 
Cağdaş_70 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2008
Üye No: 459
Nerden: karaman
Yaş: 21
Mesajlar: 1.672
Tesekkür: 2
7 Mesajina 9 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 6 Cağdaş_70 is on a distinguished road
o devirde kimsenin düşünemediği devrimleri getirmiş gazi.. kapkaranlık bir çağa güneş gibi doğmuş adeta fakat bunun kıymetini günümzde de bi bilseler mesele kalmayacak zaten
__________________
Düşüncenin suç olmadığı bir dünya kurulabilir mi !!
Cağdaş_70 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 23.06.08, 15:35   #4
_elif_
On Başı
 
_elif_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Üye No: 583
Yaş: 19
Mesajlar: 16
Tesekkür: 0
0 Mesajina 0 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 0 _elif_ is on a distinguished road
atatürk o kadar uğraşmış o günlerde o zorlukları aşmış fakat biz bunlara layık değiliz gibi görünüyor.atamın izinde olmalıyız o dönemde o kadar yenilik yapmış şimdi bunların hiç biri yok ....atamızın yaptıkları boşa gitmemeli...
__________________
Ey yükselen yeni nesil, istikbal sizindir. Cumhuriyet'i biz kurduk, O'nu yükseltecek ve sürdürecek sizlersiniz.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK







ELİF
_elif_ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 23.06.08, 18:29   #5
kurtuluş
 
Üye No:
Mesajlar: n/a
Atatürk ün anlamadığım 2 tane inkılabı var.Birisi elbise diğeriyse harf inkılabı.Yıllarca aynı dili kullanmış osmanlı.çok kaliteli edipler yetişmiş.hem biz arapça konuşmuyorduk.Yine Türkçe konuşuyorduk.Sadece Harfin şekli arap harfiydi.Yani okumakta bir zorluk yoktu.Çünkü osmanlıcanın kuralını biliyorum.Sessiz harfler vardır.Çarptırarak okursun.Hem madem gerek duyuldu Türkçenin orjinal alfabesi neden getirilmedi?

Elbiseye gelince,İslam örtünmeyi emrediyor.Yani kadının bileklerine kadar olan yerleri ve başı görünmeyecek şekilde.Bunu neden yasakladılar ki? Halk nasıl giyinecek? Acaba dini kıyafetlerden maksat çarşaf mı denmek istenmiş yoksa sarık cübbe mi? Hem anlamıyorum bunlar nasıl medeniyete engel?
  Alıntı ile Cevapla
Alt 23.06.08, 18:42   #6
Cağdaş_70
Albay
 
Cağdaş_70 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2008
Üye No: 459
Nerden: karaman
Yaş: 21
Mesajlar: 1.672
Tesekkür: 2
7 Mesajina 9 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 6 Cağdaş_70 is on a distinguished road
bi kere yasak denilen şey kara çarşaftan ibaretti.. o günlerde çağdaş uygarlık seviyesine çıkabilmek için yenilik ve devrim şarttı.. şimdi biz türkmüyüz türküz o zaman benim türk memleketimde neden osmanlıca olsun ki yeni bir devlet kurulmuş türkiye cumhuriyeti, benim ülkemde türkçe kullanılmasından daha doğal birşey olamaz
__________________
Düşüncenin suç olmadığı bir dünya kurulabilir mi !!
Cağdaş_70 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 23.06.08, 18:47   #7
kurtuluş
 
Üye No:
Mesajlar: n/a
anlamadınız sayın hokkabaz.Latin harfleri bizim değil ki?Sİze demek istediğim şey budur.Osmanlı zamanında da dil aynıydı.Sadece semboller farklıydı.Bende diyorum ki madem bir Türk devleti olduk,neden atalarımızdan gelen geleneği devam ettirmedik?Neden Türkçe alfabe kullanmadık?
  Alıntı ile Cevapla
Alt 23.06.08, 18:49   #8
Cağdaş_70
Albay
 
Cağdaş_70 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2008
Üye No: 459
Nerden: karaman
Yaş: 21
Mesajlar: 1.672
Tesekkür: 2
7 Mesajina 9 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 6 Cağdaş_70 is on a distinguished road
halkın çoğu okuma yazma bilmiyordu ve osmanlıca harfleri okuyup kavramak o kadar basit değil
__________________
Düşüncenin suç olmadığı bir dünya kurulabilir mi !!
Cağdaş_70 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 23.06.08, 18:56   #9
kurtuluş
 
Üye No:
Mesajlar: n/a
Pekala yine de ben Türk harfleri getirilsin isterdim.Göktürk alfabesi olabilir.Japonlara bakın.Çinlilere bakın.Avrupaya bakın.Hiç birisi harflerini değiştirmedi.Şimdi bakın dünyanın ekonomisi kimlerin elinde? Avrupanın , japonlar teknolojide lider,Çinlilerde ucuz maldan iyi ekonomi getiriyor.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 23.06.08, 18:59   #10
Cağdaş_70
Albay
 
Cağdaş_70 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2008
Üye No: 459
Nerden: karaman
Yaş: 21
Mesajlar: 1.672
Tesekkür: 2
7 Mesajina 9 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 6 Cağdaş_70 is on a distinguished road
o alfabeden kaynaklanmıyor.. onların şartlarıyla bizim şartlarımızı kıyaslamanız mümkünat değildir zaten. halk savaştan yeni çıkmış bitkin durumda bir lokma ekmeğe tabii.. onların da zamanında savaşı oldu ama hiçbirinin bizim kadar bitkinlik veren bir savaşı olmadı.. yani onların sanayisinin geçmişte bir izi vardı.. bizim geçmişimizde sanayiden bahsetmek olanaksız
__________________
Düşüncenin suç olmadığı bir dünya kurulabilir mi !!
Cağdaş_70 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla


Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


vBulletin Skin Develepoed By SequaN
Powered by Kemalist Düşünce
Copyright ©2006 - 2012, Kemalist Düşünce Sistemi